Sağlık

Prof. Dr. Akçay: Biyopsi endişesi meme kanserinde tedavinin gecikmesine yol açıyor

Prof. Dr. Müfide Nuran Akçay, meme kanserinde biyopsiye yönelik korkuların ve kulaktan dolma bilgilerin tedavi sürecini geciktirebildiğine dikkat çekti. Akçay, bu yanlış inanışlar yüzünden erken aşamada tedavisi mümkün olan hastaların, hastalık ilerledikten sonra hekime başvurabildiğini ifade etti.

22 Ekim 20266 dk okuma0 yorum
Prof. Dr. Akçay: Biyopsi endişesi meme kanserinde tedavinin gecikmesine yol açıyor
Haberi dinle
Özet hazır
Reklam Alanı · 728×90

Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Müfide Nuran Akçay, meme kanserinde biyopsiden duyulan endişenin ve kulaktan dolma bilgilerin tedavide gecikmeye neden olabildiğini ifade ederek, bu yanlış inanışlar yüzünden erken aşamada tedavisi mümkün olan hastaların, kanser ilerledikten sonra hekime gidebildiğini dile getirdi.

Aynı zamanda meme ve endokrin cerrahı olan Akçay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, meme kanserini memede bulunan bazı hücrelerin olağan dışı ve denetimsiz biçimde çoğalmasıyla ortaya çıkan önemli bir hastalık olarak tanımladı. Kadınlar arasında en yaygın görülen kanserin meme kanseri olduğunu belirten Akçay, "Kadınlarda saptanan kanser vakalarının yüzde 25-29'luk bölümünü meme kanseri meydana getiriyor.

Bugün her 8 kadından biri bu hastalıkla karşılaşıyor. Erken tanı konulması ve doğru tedavinin uygulanması durumunda hastalıktan bütünüyle kurtulunabiliyor, ancak bazı tümörlerde aynı ölçüde iyimser yaklaşamıyoruz." ifadelerini kullandı. Akçay, seyrek de olsa erkeklerde de meme kanserine rastlanabildiğini hatırlattı.

Çoğunlukla 40'lı yaşlarla birlikte görülme sıklığı artan bu kanserle, zaman zaman 17-18 yaş ile 80-90 yaş aralığında da karşılaşıldığını aktaran Akçay, "Dünya Sağlık Örgütünün 2024 yılı verileri, dünya genelinde 2,3 milyon kadının meme kanseri tanısı aldığını ve 673 bin kişinin bu hastalık yüzünden hayatını kaybettiğini gösteriyor.

Bu oran oldukça fazla. Türkiye'nin 2024 verilerinde ise 27 bin kadına yeni meme kanseri teşhisi konulduğu görülüyor. Bu hastalık açısından yalnızca kadın olmak bile bir risk faktörü oluşturuyor." değerlendirmesinde bulundu.

"Kimi hastalar hekim yerine komşularına, eşine ve dostuna güveniyor" Akçay, bu yıl benimsedikleri sloganın "mamografi ve biyopsiden korkmayın" olduğunu belirterek şu açıklamaları yaptı: "Mamografi sırasında maruz kalınan radyasyon miktarını, çevremizden 3-4 ayda veya 3-4 saat süren bir uçak seyahatinde de alıyoruz. Senede bir kez mamografi çektirmenin herhangi bir zararı bulunmuyor.

Kullandığımız cihazlar oldukça iyi ve çok fazla ağrıya neden olmuyor. Kadınlar biyopsi yaptırmaktan endişe duyuyor. İğnenin girdiği doku sağlıklı olsa dahi sonradan kanserleşeceğinden ya da işlemin kanseri yayacağından korkabiliyorlar.

Reklam Alanı · Yazı İçi 300×250

Bu uygulamanın kanseri yaydığını gösteren herhangi bir kanıt yok. İğneyle yapılan biyopsinin hiçbir zararı bulunmuyor. Biyopsi yaptırmaktan kaçınmasınlar; kimi hastalar hekimlerine güvenmek yerine komşularının, eşlerinin ve dostlarının sözlerine inanıyor.

Bu kişiler, 'Ben bu ilacı kullandım, aktardan bunu satın aldım, internette bunu gördüm.' sözleriyle önerilerde bulunuyor. Böyle yöntemlerle bu hastalığın tedavisi yapılamaz. Bu yollara başvurduktan sonra bize gelen çok sayıda hastamız bulunuyor ve tedavi için gecikmiş oluyorlar." Meme kanserinin 4 evreden oluştuğunu hatırlatan Akçay, şu açıklamalarda bulundu: "Evre 1'de tümörün boyutu 2 santimin altındadır ve vücuda yayılım göstermemiştir.

Henüz çok erkenken basit bir cerrahi müdahaleyle tedavi edebileceğimiz bir hasta, bu tür tedavilerle zaman kaybederek evre 4'te karşımıza çıkıyor; başka bir deyişle kanser vücudunun her yanına yayılmış oluyor. Hastalık erken aşamada, yani evre 1'de belirlenirse iyileşme olasılığı çok yüksektir; meme kanserinden bütünüyle kurtulma ihtimali yüzde 95'in üzerindedir." "Hareketsiz yaşam, şişmanlık, erken adet ve geç menopoz risk oluşturuyor" İyi huylu meme hastalığı olanların, geçmişte bir memesinde kanser saptananların ve genetik açıdan riskli kişilerin yaşamları boyunca taramadan geçmesi gerektiğinin altını çizen Akçay, sözlerini şöyle sürdürdü: "Hiç doğum yapmayan ya da ilk doğumunu 30 yaşını geçtikten sonra gerçekleştiren kadınlar risk taşıyor.

Hormon ilaçlarının uzun dönem kullanılması da önem taşıyor. Doğum kontrol haplarının hiç kullanılmamasını arzu ediyoruz. Özellikle ailesinde meme kanseri öyküsü bulunanlar veya memesinde yüksek risk taşıyan lezyon olanlar bu ilaçları kullanmaktan kaçınsın.

Sigara ve alkol de bu hastalıkta rol oynuyor. Hareketsiz bir yaşam sürmek, şişmanlık, kadınların erken yaşta adet görmeye başlaması ve menopoza geç girmesi başlıca risk faktörleri arasında yer alıyor." Kanserden korunmak için Akdeniz tarzı beslenmeyi ve her gün 1 saat tempolu yürümeyi öneren Akçay, kadınların 20 yaşından başlayarak adet dönemini izleyen günlerde meme muayenesi yapmasını; kitle ya da renk değişimi fark etmeleri veya meme başında akıntı görülmesi halinde hekime gitmesini tavsiye etti.

Prof. Dr. Akçay, 40 yaşını aşan kadınların her yıl bir kez mamografi çektirmesini önererek, "Tanı erken konulduğunda, meme koruyucu cerrahi adını verdiğimiz yöntemle meme çıkarılmadan yalnızca kitle alınır ve böylece kadın kendisini daha iyi hisseder.

Meme ve rahim önemli organlardır; yaşı ne olursa olsun bu organların alınması kadını psikolojik olarak sarsar ve kendisini eksik hissetmesine yol açabilir. Yalnızca kitlenin çıkarılması ise kadının ruhsal açıdan kendisini daha iyi hissetmesine yardımcı olur." diye konuştu.

#Sağlık#Haberler
İlginizi Çekebilir
Yorumlar (0)
0/500

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.